Sicim teorisi, parçacık fiziğinde, kuantum mekaniği ile Einstein'in genel görelilik kuramını birleştiren bir teoridir. "Sicim" adı, klasik yaklaşımda "sıfır boyutlu noktalar" şeklinde tarif edilen atomaltı parçacıkların, aslında "bir boyutlu ve ipliksi varlıklar" olabileceği varsayımına dayanır.
Sicim teorisine göre; evrendeki her madde tek bir yapıdan meydana gelir, belirli frekanslarda titreşen sicimlerden. Sicim kuramı maddeyi oluşturan en temel bölünemez parçacığın nokta gibi parçacık yerine belirli frekanslarda titreşen iki ayrı uca sahip hem açık sicimleri ve hem de kapalı sicimleri içeren döngülerden meydana geldiğini söyler. Sicim kuramı maddeyi oluşturan temel parçacıkların “standart modeldeki” boyutsuz noktalar yerine tek boyutlu uzanıma sahip sicimler kullanır. Bu teorinin yaklaşımı, parçacıkları boyutsuz noktalar olarak açıklamaya çalışan modelde karşılaşılan hesaplamalarda ortaya çıkan hataları, matematiksel olarak çözer.

Sicim Teorisine göre; sırasıyla, atom altı parçacıkları oluşturan ‘kuark’lar, atom altı parçacıklar (proton, nötron, elektron) ve dolasıyla bütün atom, atomlardan oluşan madde ve enerji, madde ve enerjiden oluşan bütün kavramlar yani evren sicimlerden oluşmuştur. Sicimler, tek boyutlu (2D), hacimsiz, kütlesiz çok küçük parçacıklardır. Küçüklükleri 10üzeri-35 metre olarak belirtilir. (Bu büyüklüğü tasvir edecek olursak şöyle düşünmenizi isteyeceğim; Güneş Sistemi’ni ‘H’ atomu olarak kabul edelim. Tek bir sicim, bu hayali büyüklükteki ‘H’ atomunun yanında gerçek bir ‘H’ atomu büyüklüğünde kalır.) Sicimler, farklı gerginliklerde farklı rezonanslar yayarak farklı frekanslar oluştururlar.Bu sayede aynı yapı taşından oluşan maddeler değişik kimliklere bürünürler.Örneğin; bir sicim topluluğu belli gerginlikte rezonans yaparak elektron, diğer bir sicim topluluğu daha değişik gerginlikte rezonans yaparak proton oluşturabilirler.
Aslında bu kuramdaki temel fikir, bir kemanda farklı frekanslarda titreşen tellerin oluşturduğu farklı notalar gibi, farklı frekanstaki titreşen sicimlerde bir araya gelerek evrenimizdeki her şeyi oluşturular.
Doğada var olan bütün parçacıkları noktasal formda tarif etmek yerine, belli frekanslarda titreşen küçük teller formunda tarif ederek evrenin aslında bir müzik bestesi olduğunu söylemektedir. Nasıl ki gitarın tellerinin farklı frekanslarda titreşmesi farklı tonlarda seslere karşılık geliyorsa, sicim teorisinin tanımladığı ve enerji yüklü küçük tellerin farklı frekanslarda titreşmesi de farklı parçacıklara karşılık gelmektedir. Bu mantıktan yola çıkarak standart modeldeki bütün parçacıkları ve kütle çekiminden sorumlu olduğu kabul edilen gravitonu dahi titreşen teller şeklinde yeniden tanımlayabilir ve bu sayede evreni yöneten 4 kuvvetin hepsini aynı teori altında birleştirebiliriz.
Kaynaklar
* Simetri kırılması kavramı: Arı, Vural. Rölativite'den Kuantum'a Evrenin Gerçekliği. İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, 2015. s.363 ve 368 http://www.dr.com.tr/Kitap/Rolativiteden-Kuantuma-Evrenin-Gercekligi/Vural-Ari/Bilim/Populer-Bilim/urunno=0000000641909
* String teorisinden M-teorisine geçiş: Becker, Katrin. String Theory and M-Theory: A Modern Introduction. Cambridge University Press, 2007. s. 323 - 329
http://www.amazon.com/String-Theory-M-Theory-Modern-Introduction/dp/0521860695/ref=sr_1_9?s=books&ie=UTF8&qid=1441240202&sr=1-9&keywords=string+theory
* String teorisinde evren versiyonları: Susskind, Leonard. The Cosmic Landscape: String Theory and the Illusion of Intelligent Design. Little, Brown and Company, 2005. s.169 http://www.amazon.com/Cosmic-Landscape-String-Illusion-Intelligent/dp/0316155799/ref=mt_hardcover?_encoding=UTF8&me=
* https://www.fizikist.com/her-seyin-teorisi/
Vural Arı
Risale-i Nur ise birçok yerde mevcudatı kudretin mücessem kelimeleri olarak tarif eder.
***
Nasılki sıfat-ı kelâmın kelimeleri var. Öyle de, kudretin de mücessem kelimeleri var. İlmin de hikmetli kaderî kelimeleri var ki, bütün mevcudattır. Hususan zîhayatlar, hususan küçük mahluklar, herbiri birer kelime-i Rabbaniyedir ki; Mütekellim-i Ezelî'ye, kelâmdan daha kuvvetli bir surette işaret eder. (Latif Nükteler s29)
***
Yani emr-i tekvinîden gelen hurufat, maddî kuvvet hükmünde vücud-u eşyada hükmeder. Ve emr-i tekvinî âdeta ayn-ı kudret, ayn-ı irade olarak tezahür eder. Evet emr ve iradenin bu gayet hafî ve vücud-u maddîleri gayet gizli ve havayı âdeta nim-manevî, nim-maddî nev'indeki mevcudatta emr-i tekvinî ayn-ı kudret gibi âsârı görünüyor. Belki ayn-ı kudret olur. Âdeta maneviyatla maddiyatın mabeyninde berzahî olan mevcudata nazar-ı dikkati celb etmek için,
Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan
اِنمَّاَ اَمْرُهُ اِذَا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ
يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ferman ediyor.
İşte evail-i suredeki الٓمٓ، طٰسٓ، حٰمٓ gibi huruf-u kudsiye-i şifriye-i İlahiye, hava zerratı içinde, zamansız münasebat-ı dakika-i hafiye tellerini ihtizaza getirecek birer düğüm ve birer düğme harfi olduklarını ve ferşten arşa manevî telsiz telefon muhaberat-ı kudsiyeyi îfa etmeleri, o şifre-i kudsiye-i İlahiyenin şe'nindendir ve vazifesidir ve gayet makuldür.
Evet havanın herbir zerresi ve bütün zerratı telsiz, telefon, telgraflar gibi aktar-ı âlemde münteşir zerreler, emirleri imtisal ettiklerini ve elektrik ve seyyalat-ı latifeye âhize ve nâkilelik vazifesi gibi, sair vezaif-i havaiyeden başka bir vazifesini bir hads-i kat'î ile, belki müşahede ile ben kendim badem çiçeklerinde gördüm. Ağaçların rûy-i zeminde muntazam bir ordu hükmünde, hava-yı nesimînin dokunmasıyla, bir anda aynı emri o âhizeler hükmündeki zerrelerden aldığı vaziyet-i meşhudesi, bana iki kerre iki dört eder derecesinde kat'î bir kanaat vermiş.
Demek havanın rûy-i zeminde çevik ve çalak bir hizmetkâr olması ve rûy-i zemindeki Rahman-ur Rahîm'in misafirlerine hizmet ettiği gibi, o Rahman'ın emirlerini tebliğ etmek için bütün zerratı telsiz telefonun âhizeleri gibi emirber nefer hükmünde, evamir-i kudsiyeyi nebatata ve hayvanata tebliğ eder. Nefeslere yelpaze, nüfusa nefes, yani âb-ı hayat olan kanı tasfiye ve nâr-ı hayatı olan hararet-i gariziyeyi iş'al vazifesini yaptıktan sonra, çıkıp ağızda hurufatın teşekkülüne medar olduğu gibi, pek çok muntazam vazifeleri emr-i "Kün Feyekûn" ile icra eder. . (Latif Nükteler s50)
***
...şu mecmua-i kâinat ve bu mücessem Kur'ân-ı ekber-i âlem... (Asa-yı Musa s25)
***
.. ulûhiyet ve mâbudiyetin tezahürü için bu kâinatı öyle bir mücessem kitab-ı Samedânî ki, her sahifesi bir kitap kadar ve her satırı bir sahife kadar mânâları ifade eder ve öyle cismânî bir Kur'ân-ı Sübhânî ki, her bir âyet-i tekvîniyesi ve her bir kelimesi, hattâ her bir noktası, her bir harfi birer mu'cize hükmündedir.. (15.Şua s656 )
***
Bu kâinat, o kadar mânidar ve muntazamdır ki, mücessem bir kitab-ı Sübhânî ve cismânî bir Kur'ân-ı Rabbânî ve müzeyyen bir saray-ı Samedânî ve muntazam bir şehr-i Rahmânî suretinde görünüyor. (Asa-yı Musa s133)
***
Evet, masnuatta hiçbir eser yok ki, çok mânâlı bir lâfz-ı mücessem olmasın, Sâni-i Zülcelâlin çok esmâsını okutturmasın. Madem şu masnuat elfazdır, kelimat-ı kudrettir;... (Sözler s217)
***
Yani, emr-i tekvinden gelen hurûfât, maddî kuvvet hükmünde vücud-u eşyada hükmeder. Ve emr-i tekvînî, âdetâ, ayn-ı kudret, ayn-ı irâde olarak tezâhür eder.
Evet, emir ve irâdenin bu gayet hafî ve vücud-u maddîleri gayet gizli ve havayı âdetâ nim-mânevî, nim-maddî nev'indeki mevcudâtta, emr-i tekvînî, ayn-ı kudret gibi âsârı görünüyor; belki ayn-ı kudret olur. Âdetâ mâneviyat ile maddiyâtın mâbeyninde berzahî olan mevcudâta nazar-ı dikkati celb etmek için, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyânın اِنَّمَۤا اَمْرُهُۤ اِذَۤا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ferman ediyor. (Latif Nükteler s48)
***
Evet, nasıl ki kelâm sıfatı, vahiyler ve ilhamlarla Zât-ı Akdesi tanıttırır. Öyle de, kudret sıfatı dahi, mücessem kelimeleri hükmünde olan san'atlı eserleriyle o Zât-ı Akdesi bildirir ve kâinatı baştan başa bir furkan-ı cismânî mahiyetinde gösterip bir Kadîr-i Zülcelâli tavsif ve tarif eder. (Tarihçe-i Hayat s375)
***
Kezalik, kitab-ı kâinatta mücessem olarak yazılan herbir kelime, kendi miktarınca kendini gösterirse de, pek çok cihetlerden münferiden ve müçtemian Sâniini gösterir, esmâsını izhar eder. (Mesnevi-i Nuriye s14)
***
Kitab-ı âlemin yaprakları, envâ-ı nâmâdud,
Huruf ile kelimâtı dahi efrâd-ı nâmahdud.
Yazılmış destgâh-ı Levh-i Mahfuz-u hakikatte,
Mücessem lâfz-ı mânidardır âlemde her mevcud
( Mektubat s288)
zerre-misal
15.04.2019