ْاُولئِكَ عَلَى هُدًى مِنْ رَبِّهِم: Bu cümledeki nüktelere işaret eden me'hazlar şunlardır:
1- Evvelki cümle ile bu cümlenin nazmı. 2- اُولئِكَ ile işaret-i hissiye. 3- اُولئِكَ deki uzaklık. 4- عَلَى daki ulviyet. 5- هُدًى deki tenkir. 6- مِنْ 7- رَبِّهِمْ deki terbiyeden ibaret yedi me'hazdir.
Birincisi: Bu cümleyi mâkabliyle bağlayan münasebetlerdir.
Birinci münasebet: Bu cümle mâkablinden neş'et eden üç suale cevabdır.
Birincisi: Hidayetten neş'et eden o güzel vasıfları lâbis olarak hidayet tahtı üstünde oturan o şahısları görmek isteyen sâile cevabdır.
AÇIKLAMA:
Dinleyicinin “ acaba bu vasıfları taşıyan kimlerdir” diye olan merakını gidermek için göz ile görünür olduğunu anlatan işaret zamiri ile tarif edilmişlerdir.
İkincisi: "O adamların hidayete istihkak ve ihtisasları nedendir?" diye sual eden sâmie cevabdır. Yani illet ve sebeb, اُولئِكَ ile işaret edilen vasıflardır.
AÇIKLAMA:
Böyle “hidayeti hangi vasıflarıyla kazanmışlardır” sorsunu kazananların vasıfları İşaret zamiri ile gösterilen önceki vasıflardır diyerek yanıtlamiştır. Önceki ayetlerde geçen gayba iman, namaz, zekat vb.
S- Sâbıkan mezkûr vasıfların tafsilen zikirleri, اُولئِكَ kelimesindeki icmalden daha vâzıh bir surette sebebi gösteriyor?
AÇIKLAMA:
Daha önce sıralanan açıkça yazılan vasıflar onların övülme sebebini daha aşikar gösteriyorken burada icmali olarak sebebi zikri nedendir?
C- İcmal, bazan tafsilden daha vâzıh olur. Bilhâssa matlub birkaç şeyden mürekkeb olduğu zaman, sâmiin gabaveti veya nisyanı dolayısıyla o mürekkebin eczasını mezcetmekle sebebi çıkarmak müşkil olur.
AÇIKLAMA:
Sebebler birkaç şeyden oluşunca bunları unutmak, algılamak zor olabilir. Hepsini birden gözönünde bulundurmak güç olabileceğinden icmali anlatım daha uygun olmuştur.
Üçüncüsü: "Hidayetin neticesi, semeresi ve hidayetteki lezzet ve nimet nedir?" diye sual eden sâile cevabdır. Yani hidayette saadet-i dareyn vardır. Hidayetin neticesi, nefs-i hidayettir. Hidayetin semeresi, ayn-ı hidayettir. Zira hidayet haddizâtında büyük bir nimettir ve vicdanî bir lezzettir, belki ruhun cennetidir (nasıl ki dalalet, ruhun cehennemidir); ve bilâhere âhiretin felâh ve saadetini intac eder.
AÇIKLAMA:
Hidayetin sonucu; hidayetin kendisidir. Meyvesi; hidayettir. Çünkü hidayetin kendisi nimettir. Hidayet ile vicdan, kalb, ruh gibi insanın diğer boyutları gıdalanır. Mesela; beka arzusu olan ruhun bu ihtiyacı ancak ahiretin olması . acz ve fakr halinden ızdırab çeken kalb ancak istinad ve istimdat noktasını iman ile bulunca ferahlanır. Bunun yanında sadece bu dünyada yaşarken ki lezzet ve nimet kaynağı olmaz, ahirette de kurtuluş hidayete ermekle kazanılılacaktır.
İkinci me'haz: اُولئِكَ ile yapılan işaret-i hissiye. Bir şeyin müteaddid sıfatlarını zikretmek, o şeyin zihinlerde tecessüm etmesine ve akılda hazır ve hayalde mahsûs olmasına sebeb olduğuna işarettir. Maahaza sâbıkan zikirlerinden bir ma'hudiyet çıkar. Bu ma'hudiyet-i zikriye, ma'hudiyet-i hariciyelerine kapı açar. Haricî olan ma'hudiyetlerinden, mümtaz ve müstesna insanlar oldukları tebarüz eder ki, nev'-i beşer içinde gözünü açıp bakanların gözlerine en evvel onların parıltıları çarpar.
AÇIKLAMA:
İşareti hissiye yani duyularla algılanan şey. Göz ile görünen ancak uzakta olanlar için işaret etmede kullanılan zamirdir. Daha öncesinde gıyabi olarak vasıfları anlatılan şahısları akılda zihinde hayal de hazır hale gelmesini sağlar. Sıfatları açıklandığından artık bilinir hale gelmişlerdir. İnsanlar arasından da belli özelliklerinden dolayı ayrılıp, görünür hale geldikleri anlatılmıştır. İnsaniyet içinde bunlar parlamaktadırlar. Fatihada da geçtiği üzere sırat-ı müstakim üzere hidayette olup nimetlendirilen Peygamberler başta olarak sıddıklar, şehidler vb.gruptur.
Üçüncü me'haz: Uzaklığı ifade eden اُولئِكَ : Onların filcümle yakın oldukları halde uzak gösterilmeleri, ulüvv-i mertebelerine mecazî bir işaret olduğuna işarettir. Çünki uzakta bulunanlara bakıldığı zaman, boyca en uzunları görünür. Maahaza zamanî ve mekânî olan bu'd-u hakikî kasdedilirse, belâgata daha uygun olur. Çünki bütün asırlar asr-ı saadet gibi bu âyeti zikrediyorlar. Öyle ise, اُولئِكَ ile yapılan işaret, safların evvellerine işarettir. Ve bu itibarla bu'd, hakikî olur, mecazî değildir. Binaenaleyh onların hakikaten zaman ve mekânca uzak oldukları halde işaret-i hissiye ile gösterilmeleri, azametlerine ve ulüvv-i mertebelerine işarettir.
AÇIKLAMA:
Yakında mesela ; aynı toplumda, beşer kafilesinde oldukları halde uzaklık ifade eden işaret zamiri kullanılması onların mertebelerinin yüceliğini uzaklığını ifade eden mecazi bir anlatımdır. Zaman ve mekan olarak asr-ı saadet gibi hakiki bir uzaklık düşünülürse belagata daha uygundur. Her asırda okunan bu ayetle her asır o zamanı işaret etmiş olur. Bununla birlikte zamanca uzak oldukları halde şimdi işaret ile gösteriliyor olmaları azamet ve mertebelerinin yüceliğine imadır.
Dördüncü me'haz: Ulviyeti ifade eden عَلَى kelimesidir.
Arkadaş! Eşya ve şeyler arasında öyle münasebetler vardır ki; onları âyine gibi yapıyor. Herbirisi, ötekisini gösteriyor. Birisine bakıldığı zaman, ötekisi görünür. Meselâ: Bir parça cam, büyük bir sahrayı gösterdiği gibi, bazan olur ki; bir kelime, uzun ve hayalî bir macerayı sana gösterir. Bir kelime, pek acib bir vukuatı senin gözünün önüne getirir, temessül ettirir. Yahut bir kelâm, zihnini alır, misalî âlem-i misallere kadar götürür, gezdirir. Meselâ: بَارَزَ kelimesi, muharebe meydanını; ثَمَرَةٌ kelimesi, büyük bir meyve bahçesini insanın fikrine getirir. Buna binaen buradaki عَلَى kelimesi, temsilî bir üslûba pencere açar, gösterir kasdıyla zikredilmiştir. Şöyle ki:
Sanki hidayet-i İlahî, bir burak olup mü'minlere gönderilmiştir. Mü'minler tarîk-i müstakimde ona binerek arş-ı kemalâta yürürler.
AÇIKLAMA:
Cam gibi bazı eşya küçük olduğu halde geniş mekanları içine alıp gösterebildiği gibi kelimelerde kendinden farklı manaları göz önüne getirip zihni farklı alemlere götürebilir.
“alâ” birşeyin üstünde anlamındadır. Bu harfde “alâ hüden “ ile bir manayı da temsil eder. Müminler için hidayet, üstüne bindikleri bir binek gibi olup onları yüce makamlara ulaştırır.
Beşinci me'haz: هُدًى deki tenkirdir. Bir nekre, marife olarak mükerreren zikredilirse; o marife, o nekrenin aynı olur. Fakat o nekre, nekre olarak zikredildiği takdirde, alelekser birbirinin aynı olamaz. Bu kaideye göre, nekre olarak tekerrür eden هُدًى evvelki هُدًى in aynı değildir. Ancak evvelki هُدًى masdardır. İkincisi, hasıl-ı bil'masdardır ve birincisinin semeresi hükmünde mahsus ve sabit bir sıfattır.
AÇIKLAMA:
“Müttakiler için hidayettir “diye bakaranın başında ilk kez geçen “hüden” tenkirli yani belirsiz idi. Eğer bu ayetteki “hüden” öncekinin aynı manasında olsaydı öncesinde bahsi geçip ikinci kez zikredileceğinden belirli “JI” takısı gerekirdi. Buradaki “hüden” belirsiz geldiğine göre farklıdır. İlk “hüden” tabiri Kur’anın bir sıfatı olup, hidayetin kaynağı hatta ta kendisi manasındadır. Buradaki “hüden“ ise “onlar Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler” manasıyla önceki hidayetin meyvesi gibi Kur’anla terbiyenin sonucu olan hidayeti anlatmaktadır.
Altıncı me'haz: Hidayetin Allah'tan olduğunu ifade eden مِنْ kelimesinden burada bir cebr hissedilmekte ise de, hakikatte cebr değildir. Çünki onların cüz'-i ihtiyarlarıyla hasıl-ı bil'masdar olan hidayete yürümeleri üzerine, Cenab-ı Hak o sıfat-ı sabite olan hidayeti halk ve ihsan etmiştir. Demek ihtida, yani hidayete doğru yürümek, onların kesb ve ihtiyarları dâhilindedir. Fakat sıfat-ı sabite olan hidayet, Allah'tandır.
AÇIKLAMA:
Hidayet Allah’tan ise kulun yapacağı bir şey olmaz. Onun hidayet vermesi gerekir. Bunu ifade eden “min(den-dan)”dır. Hidayetin yaratılması Allah’tandır. Çünki kudret tamamiyle Ondandır. Bu yönüyle bir cebir gözükmektedir. Kader konusunda da işlendiği üzere kula verilen, harici vücudu olmadığından yaratmada illet olamayan, sonucun varolmasında bir tesiri olmayan, emr-i itibari olan meyil veya meyilde tasarruf şeklinde izafi bir görev yapan cüz’î irade verilmiştir. Bunun ile hidayeti kabul yönünde sarflarını yani kesblerini bir şart şeklinde kabul edip, bunun üzerine Allah’ın irade ve kudretiyle hidayet yaratılmıştır. Meyil etmek yaratmayı sonuçlandırmadığından hidayete meyil ile hidayet olmayacaktır. Hidayetin kudret tarafından yaratılıp kula ihsanı vardır. Bu yönüyle hidayet Allah’tandır . Ama kesbiyle tercih kula aittir. Mesul olan kuldur.
Yedinci me'haz: Terbiyeyi ifade eden رَبِّ kelimesidir. Bu kelimenin burada ihtiyar edilmesi; onların rızk ile terbiyeleri rububiyetin şe'ninden olduğu gibi, hidayetle de tegaddileri rububiyetin şe'ninden olduğuna işarettir.
AÇIKLAMA:
Hidayetin Allah’tan değil, Rablerinden olduğunu söylüyor. Nasıl rızıklanma Rablık tasarrufudur, hidayette aynı şekilde Rablık işlerindendir.
garibim
8.07.2024