Atıf
Cümle akışı içerisinde bir eylem veya durumun özne yada nesne veya diğer bağlı unsurlara yansımasını tekrar tekrar yazmamak ve söylememek için bir harfle birbirlerine bağlanmaları durumuna “atıf” denir.
Bu bağlantıyı kuran atıf harfleri şunlardır:
و ، ف ، أوْ ، أمْ ، ثمّ ، حتّي ، إمّا ، بَلْ ، لاَ ، لكِنْ
Bu harflere “atıf edatı” da denir. Atıf harfinden önce gelen unsura matufun aleyh, sonra gelen unsura da matuf adı verilir. Matuf, matufun aleyhin irabını taşır. Aşağıda konuyla ilgili örnekler incelendiğinde bu unsurların görevleri daha da netleşecektir.
Matuf ve Matufun Aleyh Arasındaki Uyum
- Matuf ve matufun aleyh irab bakımından birbirlerine uyum gösterirler.
- Çekim siygası olarak matuf matufun aleyhe uyar. Örneğin iki fiil arasında gerçekleşmiş bir atıfda matuf aleyh mazi ise matuf da mazi olur.
- Cümleler arasında yapılan atıflarda matufun aleyhin cümle yapısına göre matuf şekillenir. Yani isim cümlesi isim cümlesine, fiil cümlesi fiil cümlesine atfedilir, yani atıf harfiyle bağlanır.
Atıf uygulamasında isim isme, fiil fiile veya cümle cümleye atfedilebilir, yani bağlanabilir.
Fiilin fiile atfedilmesine örnek:
شاهَدَ خَالدٌ و رَجَبٌ الفيلمَ معا – Halid ve Recep filmi beraber izlediler.
Bu cümlede خالد matufun aleyh; و harfi atıf harfi veya edatı; رجب matufdur.
Yani, Halid’in yaptığı filmi izleme eylemi aynı zamanda Recep’e de bağlanmıştır. Dolayısıyla شاهد fiili iki kere kullanmak zorunda kalınmamıştır. Eğer burada atıf kullanılmamış olsaydı cümle şu şekilde olurdu:
İsmin isme atfedilmesine örnek:
هُوَ الَّذِي خَلَقَكُمْ ثُمَّ أَماَتَكُمْ – Odur ki sizi yarattı sonra öldürdü.
Bu cümlede ثم atıf harfidir. Ondan önceki fiil matufun aleyh, sonraki fiil ise matufdur. Fiiller birbirlerine atfedilerek her defasında failin zikredilmesinin önüne geçilmiştir.
Cümlenin cümleye atfedilmesine örnek:
زيْنَبُ دارُها كبيرةٌ لَكِنْ غُرْفَتُها صغِيرةٌ – Zeyneb’in evi büyük fakat odası küçüktür.
Bu cümlede لكن atıf harfi, ondan önceki cümle matufun aleyh, sonraki cümle ise matufdur. İsim cümlesinde yapılan bu atıf ile müpteda tekrar edilme zaruretinden kurtulmuştur. Aksi durumda cümle şöyle olurdu:
زينب دارها كبيرة زينب غرفتها صغيرة
Atıf Çeşitleri
Arapçada Atıf, atf-ı beyan ve atf-ı nesak olmak üzere iki ana başlıkta incelenir.
A) Atfı-ı Beyan
Kendinden önceki unsura açıklık getirmek için kullanılan kelimeye atf-ı beyan denir. Atf-ı beyan şu hususlarda kendinden önceki unsura uyum sağlar
- İrab bakımından
- Cinsiyet bakımından
- Adet bakımından
Atf-ı beyan aynı zamanda Bedel-i mutabık olarak da kabul edilir. Künye ve lakabdan sonra veya bir ismi daha çok açıklamak üzere bir isimden sonra gelen isimler, ism-i işaretten sonra gelen isimler atf-ı beyan kategorisindedir. Atf-ı beyan yapılırken atıf harfleri kullanılmaz.
Örnek:
أتي أخُك عُثْمانُ – Kardeşin Osman geldi.
Bu cümlede, “kardeşin geldi” ifadesini daha da açıklamak için ve kardeşin kim olduğunu da beyan etmek için عثمان ismi atf-ı beyan olarak getirilmiştir.
أخي معي أي عُثمانُ – Kardeşim yanımda, yani Osman.
Bu cümlede görüldüğü üzere açıklama gerektiren “yani..” anlamındaki أي ifadesinden sonra gelen isim atf-ı beyandır.
B) Atf-ı Nesak
Atıf harfleri kullanılarak isim, fiil veya cümleleri birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atf-ı nesak yapılırken kullanılan atıf harfleri şunlardır:
و ، ف ، أوْ ، أمْ ، ثمّ ، حتّي ، إمّا ، بَلْ ، لاَ ، لكِنْ
Şimdi, atıf harflerini ve özelliklerini tanıyalım:
1. و [ … ve … ]
Kendisinden önceki matufun aleyh ile kendisinden sonraki matufun aynı hükümde ortak özellik taşıdığını anlatmak için kullanılır. Bu kullanımda bir olay sıralaması yoktur. Türkçedeki virgül gibi işlem görür.
Örnek:
شَاهَدَ خَالدٌ و رَجَبٌ الفيلمَ – Halid ve Recep filmi seyretti. [Olay sıralaması yok. Yani Halid bir gün önce Recep iki gün sonra izlemiş de olabilir. Halid ve Recep aynı anda birlikte izlemiş de olabilir.]
Bu iki “iyyake” arasında bulunan “vav” harfi, atıf harfidir. Atıf harfi, önceki hükmü sonrakine de aktarır. Bu yüzden harfin iki tarafındaki tekrarlara ihtiyaç yoktur. Cümle; “iyyake na’budu ve nestain” olarak yazılabilirdi. Yine aynı mana verilirdi. Kur’anın icazı da bunu gerektirirdi. Demek burada başka vurgular bulunmaktadır.
Atıf harfi, her iki taraftaki maksadlardaki ortaklıkta kullanılır. Mesela,” pazara gittim. Elma ve marul aldım.” bu ikisinin pazardan alınabilmesi, ortak özelliği olmasından “ve” ile bağlanmıştır. “Pazara gittim. Elma ve kitap aldım.” Denemez.bu ikisi farklı cinstendir.Pazar ile ilgili ortak bir özellikleri yoktur.
Eğer atıf harfi olduğu halde, tekrar var ise her iki taraftaki maksadın farklı, müstakil manalar taşıması demektir. O zaman ibadet , kulluk ile yardım istemek ayrı değerlendirilir.
A. BELÂGAT İLMİ
Belâgat, düzgün ve yerinde söz söyleme usulünü öğreten bir ilmin adı olup, “Meâni”, “Beyân” ve “Bedî’” adı verilen üç ayrı ilim dalından meydana gelmektedir.
Meânî ilmi, lafzın muktezâ-i hâle (duruma, makama) uygunluğunu bildiren hâllerden söz eden bir ilimdir.120 Bu ilim dalında; haber, inşâ, müsned, müsnedün ileyh, kasr, fasl, vasl, îcâz, itnâb gibi konular işlenir.
1.10. FASL VE VASL
Sözlükte, “kesmek, iki şeyi birbirinden ayırmak ve uzaklaştırmak”596 anlamına gelen “fasl”, meânî ilmi terimi olarak “bir ibarede ardı ardına gelen cümleleri atıf harfi “و :vav” ile birbirine bağlamadan zirkretmek” demektir. Daha veciz bir ifadeyle vaslı terk etmektir.597 Sözlükte “ulamak, ulaştırmak ve bağlamak”598 mânasına gelen “vasl” ise bir meânî terimi olarak “sözü oluşturan cümleleri atıf edatı “و :vav” ile birbirine bağlamak” demektir.599 Tariflerdende anlaşılacağı üzere vasl, atıf harflerinden sadece “و
:vav” edatıyla yapılır.600 Meânî ilminin önemli konularından birini teşkil eden fasl ve vaslın her birinin yapıldığı özel durumlar vardır.
1.10.1. Fasl Yapılması Gereken Yerler
Bir ibaredeki iki cümle normalde atıf harfi “و:vav”la birbirine vasl edilecekken aşağıdaki şartlar söz konusu olduğunda vasl terk edilip bu cümlelerin arası fasl edilir.
1.10.1.1. Aralarında tam bir bağlantı olan cümleler (كمال الاتصال )
Kelâmı oluşturan cümlelerden ikincisi, birinciyi te’kid eder, beyân eder ya da ondan bedel olursa bu cümleler arasında tam bir birlik meydana gelir ve aralarının fasl edilmesi gerekir.601 Beyzâvî tefsîrinden konuyla ilgili örnekler şöyle sıralanabilir.
Örnek: 1
ذلِ كاال كِت ا با لّ ا ري اٍفيهِ ا هدًى الِل متَق يا ا ال “Elif, Lâm, Mîm. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir” (Bakara, 2/2). Bu âyetleri Beyzâvî şöyle izah eder: “Bunlar birbiriyle uyumlu olan, sonradan gelenin önden geçeni te’kid ettiği, bu yüzden aralarının atıf harfiyle vasledilmeyip fasledildiği
596 İbn Manzûr, XI, 621.
597 Sekkâkî, 459; Kazvînî, Îzâh, s. 118; Teftâzânî, Muhtasaru’l-Meânî, s. 102; Atik, 160.
598 İbn Manzûr, XI, 868.
599 Sekkâkî, 459; Kazvînî, Îzâh, s. 118; Teftâzânî, Muhtasaru’l-Meânî, s. 102; Atik, s. 160.
600 Râzî, Nihâyetü’l-Îcâz, s. 197
601 Sekkâkî, s. 460; Kazvînî, Telhîs, s. 178; Atik, s. 161.
182
dört cümledir. Buna göre “ال ” harfleri, kendisiyle meydan okunan Kur’ân’ın, münkirlerin kendi aralarında konuştukları harf ve kelimelerden meydana geldiğini ifade eden birinci cümle, “ذلِ كاال كِت ا با ” meydan okunan tarafı açıklayan ikinci cümle, “ لّا ري اٍفيهِا ” onun her türlü şüpheden uzak olmakla son derece mükemmel bir kitap olduğuna şahitlik eden üçüncü cümle, “ هدًىالِل متَق يا ” ifadesi mü’minler için hidâyet kaynağı olması hasebiyle şüphenin onun yanına yaklaşamayacak derecede hak olduğunu vurgulayan dördüncü cümledir.”602 Müfessirimizin açıklamalarından da anlaşılacağı üzere, anlam bakımından birbiriyle uyumlu olan cümlelerden, sonra zikredilenler öncekileri pekiştirdiği için aralarında tam bir birlik meydana gelmiş (كمالاالّتصال /kemali ittisal), bu yüzden cümleler birbirine bağlanmayıp fasledilmişlerdir.
Örnek: 2
1.10.1.2. Aralarında tam bir kopukluk olan cümleler (كمال الانقطاع )
Birbirini takip eden iki cümleden biri ihbârî diğeri inşâî olur veya iki cümle arasında mâna bakımında hiçbir ilişki bulunmazsa aralarında tam bir kopukluk meydana gelir ve bu cümlelerin arası fasledilir.605 Beyzâvî tefsîrinden verilecek iki örnekle bu konu açıklanacaktır.
Örnek: 1
ا و لئِ كا ع لىا هدًىامِ نا ربِّهِ ما وا و لئِ كا ه ماال م فلِ حو ناااِنَاالَذي نا ك ف رواا س واء ا عل ي هِ ماء ا ن ذ رت ه ماا ما لا ات ن ذِ راه ما لّاي ؤمِن و نا “İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır. Küfre saplananlara gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da, onlar için birdir, inanmazlar.” (Bakara, 2/5-6). Örnek âyeti Beyzâvî şöyle açıklar: Allah Teâlâ Bakara'nın başında has kullarını ve seçkin evliyasını, kurtuluşlarına vesile olacak sıfatlarıyla zikredince hemen ardından, kendilerine hidâyetin fayda vermeyeceği, âyet ve uyarıların kâr sağlamayacağı azgınlardan bahsetti. Ancak ا واِنَاال فجَا رال فىا جحي ما اِنَاا لّ ب را رال فىان عي ما Şüphesiz, iyiler Naîm cennetindedirler. Günahkârlar da cehennemdedirler. (İnfitar, 82/13-14)ا
âyetlerinde olduğu gibi onların kıssalarını mü’minlerin kıssalarına atfetmedi. Zira iki kısımdan oluşan Bakara’daki âyetlerin zikredilme maksatları farklıdır. Birinci kısım her türlü şüpheden arınmış, üstün vasıflarla donatılmış, hidâyet kaynağı olan kitabı zikretmek ve durumunu açıklamak için sevk edilmiştir; ikinci kısım ise küfürde ısrar edenlerin azgınlıklarını ve dalaletteki bocalayışlarını anlatmak için sevk edilmiştir. Dolayısıyla farklı maksatlarla zikredilen bu cümleler arasında mâna bakımından tam bir kopukluk (كمالاالّنقطاع ) meydana geldiği için araları fasl edilmiştir.606
1.10.1.3. Aralarında kısmen kopukluk olan cümleler (شبه كمال الانقطاع )
Önünde bulunan iki cümleden birine aralarındaki sıkı bir münasebetten dolayı atfı mümkün olup, diğerine bağlanmasıyla mânasının bozulacağı anlaşılan cümleler arasında kopukluk benzeri bir durum meydana geldiği için atıf terk edilip bu cümleler fasledilir.609
Örnek:
واِذ ا ا خل وا ااِ لى ا شي اطينِهِ م اق ال وا ااِنَا ا م ع ك م ااِنََّ ا ا نَ ن ا م ست هزِاٶ نا اا للّّ اي ست هزِ ئ ابِهِ ما “Fakat onlar,şeytanlarıyla (münâfık dostlarıyla) yalnız kaldıkları zaman, ‘Şüphesiz, biz sizinle beraberiz. Biz onlarla (mü’minlerle) ancak alay ediyoruz’ derler. Gerçekte Allah onlarla alay eder” (Bakara, 2/14-15). Beyzâvî, “ اِنََّ ا ا نَ ن ا م ست هزِاٶ نا ” cümlesiyle ilgili olarak; “bu cümle ya öncesini te’kid eder, veya ondan bedeldir ya da başlangıç (müstenefe) cümlesidir” şeklinde üç farklı ihtimalden söz ederek, bu cümleyle öncekiler arasında “kemali ittisal” olduğuna işaret eder. Ayrıca “ ا للّّ اي سات هزِ ئابِهِ ما ” cümlesinin de söz başı olduğu için öncesiyle fasledilip yukarıya atfedilmediğini ifade eder.610
Ancak bazı belâgatçılar “ا للّّ اي ست هزِ ئابِهِ ما ” cümlesinin “واِذ اا خل وا ” cümlesine atfı mümkün olduğu halde “اِنَا ا م ع ك ما ” cümlesine atfedilmiş olma vehmini gidermek için atıf terk edilerek bu cümleler fasl edilmiştir. Zira bu âyetteki “اِنَا ا م ع ك ما ” cümlesi münafıkların sözlerinden olup, “ا للّّ اي ست هزِ ئابِهِ ما ” cümlesi ise münafıkların söylediği sözlerden değil, tam aksine Allah’ın sözü olup alay ve küfürlerinden dolayı onları cezalandıracağını bildirmektedir. Dolayısıyla buradaki cümlelerden birine atıf yapılsaydı son cümle münafıkların sözü cümlesinden olacaktı. Bu yanılgıyı gidermek için atıf terk edilip
607 Beyzâvî, V, 237.
608 Konevî, XVIII, 214.
609 Kazvînî, Îzâh, s. 123; Meydânî, I, 590.
610 Beyzâvî, I, 177-179.
185
cümlelerin arası ayrılmıştır.” diyerek farklı bir bakış açısı getirmişler ve bu cümleler arasında kopukluk benzeri bir durum söz konusu olduğu için aralarının fasledildiğini ifade etmişlerdir.611
1.10.2. Atıf Yoluyla Vasl Edilen Cümleler
İrabda ortak olan iki cümleden biri haber diğeri inşâ cümlesi, ya da her ikisi de haber veya inşâ cümlesi olursa, bu cümlelerin arası üç yerde atıf harfi “و:vav”la vasl edilirken615 bazı durumlarda müfred sıfatlar da atıf harfi “و:vav”la vasl edilir.616
1.10.2.1. İ’rabta ortak olan cümleler
İrabda ortak olan iki cümle arasında ortak bir nokta (ciheti camia) bulunursa bu cümleler vasledilir.617
1.10.2.2. Her ikisi de haber veya inşâ olan cümleler
Bir arada bulunan cümlelerin her ikisi de haber veya inşâ cümlesi olur, aralarında da birleştirici bir yön (ciheti camia) bulunursa bu cümleler vasledilirler.619
Örnek: 1
ا و لئِ ك ا ع لى ا هدًى امِ ن ا ربِّهِ م ا وا و لئِ كا ا ه م اال م فلِ حو نا “İşte onlar Rab'lerinden (gelen) bir doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de işte onlardır.” (Bakara, 2/5). Beyzâvî, iki haber cümlesinin yan yana gelip vav harfiyle birbirine bağlandığı bu âyeti, “ ا و لئِ كا كا لّ ن عامِاب لا ه ماا ضلُّا
ا و لئِ ك ا ه م اال غ افِل و نا : İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendileridir.” (Araf, 7/179) âyetiyle mukayeseli olarak ele alıp, vasl ve fasl hakkında özlü bilgiler verir. Birinci âyette cümlelerin mefhumları birbirinden farklı olduğu için (hidâyet dünyayla alakalı kurtuluş ahiretle) aralarının atıf harfi “و:vav”la birleştirildiğini, ikincide ise durumun farklı olduğunu, zira gafleti tescil etmekle hayvanlara benzetmenin aynı şey olduğunu, o nedenle ikinci cümlenin birinciyi te’kid ve tespit ettiğini, dolayısıyla burada vaslın uygun olmayıp faslın gerektiğini ifade eder.620 Görüldüğü gibi müfessirimiz, vasl ve fasl konusunu işlerken bazen âyetler arasında mukayese yaparak konu hakkında kısa açıklamalarda bulunur. Buradaki izahından anlaşıldığına göre mefhum farklılığı vaslı gerektirirken, anlam birliği faslı gerekli kılar.
Zamir-i fasl
Zamir-i fasl, mâkablindeki gâib ve hâzır sigaları, müfred, müsenna ve cem’ kalıplarına mutabık olarak merfu’ zamir sigası üzerine gelir.
Nahiv âlimlerinin çoğunluğu, bu zamirin irabda mahalli olmayan bir harf olduğuna hükmetmişlerdir. Zamir olarak tesmiye etmeleri ise, sûret ve terkip konusundaki müşabehet alakasından dolayı mecazidir.
1- Evvelemirde, mâba’dinin sıfat değil haber olduğunu haber verir.
2- Cümleyi birbirine bağlamaktan ziyade, hükmü te’kid eder.
3- Bir mesnedi, kendisine isnad edilen şeyle sınırlar veya tahsîs eder.
"ve ülâike hümü'l-müflihûne."41 âyeti hakkında iki i’rab vardır:
Birinci i’rab: "ülâike" mübteda, "hüm" ikinci mübteda, "el-müflihûne" ikinci mübtedanın haberidir. İsim cümlesi ise birinci mübtedanın haberidir.
İkinci i’rab: "ülâike" mübteda, "el-müflihûne" onun haberidir. "hüm" zamir-i fasldır ve i’rabda mahalli yoktur.
Bu zamiri hükmün(haber) mahkûm-u aleyh (hükmedilen şey, müpteda) ile tahsisine yarayan bir zamir-i fasl olarak kabul eder. Yani bu zamirle, kendileri felaha ermekle müjdelenen kişiler tahsis edilmekte ve bu mânâ onlar hakkında te’kid edilmektedir.
Aynı zamanda zamir-i faslda, Muhammed’e (a.s.m.) iman etmeyenlere bir ta’riz de vardır.
Marife-Nekra
Nekra: Söylendiği zaman, kimden veya neden bahsedildiği tam olarak anlaşılamayan, belirsiz bir kimseyi veya belirsiz bir şeyi gösteren isimlerdir.
Mesela:مُدَرِّسٌ dediğimizde, herhangi bir öğretmeni kastetmiş oluruz. Yani مُدَرِّسٌ kelimesiyle; bahsettiğimiz kişinin öğretmen olduğu bilinir; ancak ismi, nereli olduğu ve kaç yaşında olduğu gibi bilgiler bilinmemektedir.
Genel olarak nekra isimler sonlarına tenvin alır ve başlarına harf-i tarif denilen elif-lam ( ال ) takısı almazlar. İngilizce bilenler için; Arapçada nekra, İngilizcede “a, an” ile kullanılan isimlere karşılık gelir.
Marife: Marife nekranın zıddıdır. Söylendiği zaman, kimden veya hangi şeyden bahsedildiği tam olarak anlaşılan, belirli bir kimseden veya hangi şeyden bahsedildiği tam olarak anlaşılan, belirli bir kimseyi veya şeyi gösteren isimlerdir. Yine İngilizce bilenler için; Arapçada marife, İngilizcede “the” ile kullanılan isimlere gibidir.
Örneğin: ( شجرةٌ ) kelimesi nekre (belirsiz) bir isimdir ve “bir ağaç” şeklinde Türkçeye çevrilebilir. Belirli, bilinen bir ağaç değil herhangi bir ağaç kastedilmektedir. Başına ( ال ) takısı ekleyerek ( الشّجَرَةُ ) dediğimizde ise bilinen,belirli bir ağacı kastetmiş oluruz. Buna göre; (الحديقةِ في شجرةٌ ) “Bahçede bir ağaç var” dediğimizde belirli bir ağaçtan değil sadece bahçede bir adet ağaç bulunduğundan söz etmekteyiz. Konuyla ilgili ikinci bir cümle söyleyip الشجرةُ جميلةٌ bahçedeki o tek ağaçtan bahsetmekteyiz. Yani artık söz konusu olan sıradan bir ağaç değil bir önceki cümlemizde bahsi geçen (marife/belirli bir) ağaçtır.
Arapçada 6 farklı marife isim vardır. Başka bir ifadeyle: 6 tip kelime marife olarak kabul edilmiştir.
1- Başında harf-i tarif denilen elif-lam ( ال ) takısı bulunan isimler marifedir. Aynı zamanda, nekra bir ismi marife yapmanın yolu da başına bu takıyı getirmektir. Başına elif-lam takısı getirilen ismin sonundaki tenvin tek harekeye düşer.
2- Alem denilen bütün özel isimler marife kabul edilir. Özel isimler, ister insan ismi olsun, ister şehir ismi olsun ya da ister herhangi bir varlık ismi olsun marife kabul edilir.
3- Zamirler marife kabul edilir. Zira zamirler belirli bir ismin yerini tutar ve belirli bir ismin yerine kullanılır.
4- İşaret isimleri marifedir. Çünkü işaret isimleri de belirli bir ismin yerini tutar ve belirli bir ismin yerine kullanılır.
5- Belirli bir isme muzaf olan isimler marife kabul edilir. Yani isim tamlamasındaki muzafun ileyh ögesi marife ise muzaf da marife kabul edilir.
6- İsm-i mevsuller marifedir. İsm-i Mevsul: Kendisinden sonra gelen cümle ile açıklanan ve iki cümleyi birbirine bağlayan kelimelerdir. İsm-i mevsuller de belirli bir isme işaret ettikleri için marife kabul edilmiştir.
HARF-İ TARİF
a. Cins: ( ال ) takısı (harf-i tarif), bir şeyin cinsini ifade etmek için getirilebilir. Örneğin: قَوِيٌّ الرجلُ “Erkek güçlüdür” dediğimiz zaman الرجلُ kelimesinin başındaki ( ال ) takısı belirli bir erkeği ifade etmek için değil erkek cinsi anlamını belirtmek için getirilmiştir yani teknik terim olarak “cins” manasındadır. Anlatılmak istenen erkek cinsinin özelliğinin güçlü olmak olduğudur. Bu cümlede belirli herhangi bir erkekten söz edilmediği gibi bütün erkekler de kastedilmemektedir. Yani cümle “Bütün erkekler güçlüdür” diye tercüme edilemez.
b. İstiğrak: ( ال ) takısı (harf-i tarif), kelimenin kapsamının tümünü ifade etmek için de getirilir. Bu durumda “bütün hepsi” manasına gelir. Teknik terimle “istiğrak” manası ifade ettiği söylenir. Örneğin: (رِجْلانِ للناسِ ) “(Bütün) insanların iki ayağı vardır” dediğimiz zaman ( الناسِ ) kelimesinin başındaki ( (ال takısı, “bütün” anlamına gelmektedir.
“hamd”önündeki “JI”harf-i tarifın anlamı istiğrak olarak alınıyor. Bu da tüm cinsleri içeren bir ifadedir. Yani, hamd namına her ne varsa o cinslerin hepsini düşünmemizi sağlayan “JI”dır. Mektubat ( 392 )
c. Ahd-i Harici: ( ال ) takısı (harf-i tarif), daha önce bahsi geçtiğinden dolayı bilinen, belirli bir varlığı ifade etmek için de kullanılır. Harf-i tarifin ifade ettiği bu anlama teknik terim olarak “ahd-i haricî” denir.
Örneğin: ( شجرةٌ ) kelimesi nekre (belirsiz) bir isimdir ve “bir ağaç” şeklinde Türkçeye çevrilebilir. Belirli, bilinen bir ağaç değil herhangi bir ağaç kastedilmektedir. Başına ( ال ) takısı ekleyerek ( الشّجَرَةُ ) dediğimizde ise bilinen,belirli bir ağacı kastetmiş oluruz. Buna göre; ( في الحديقةِ شجرةٌ ) “Bahçede bir
ağaç var” dediğimizde belirli bir ağaçtan değil sadece bahçede bir adet ağaç bulunduğundan söz etmekteyiz. Konuyla ilgili ikinci bir cümle söyleyipالشجرةُ جميلةٌ) bahçedeki o tek ağaçtan bahsetmekteyiz. Yani artık söz konusu olan sıradan bir ağaç değil bir önceki cümlemizde bahsi geçen (marife/belirli bir) ağaçtır.
d. Ahd-i Zihni: ( ال ) takısı (harf-i tarif), konuşmada önceden bahsi geçmemiş olsa da sözü söyleyen ve muhatap tarafından zihinlerinde mevcut bulunan bilgiler açısından belirli olan kelimelerin başına da gelebilir.
Örneğin: اللحمَ واشتريتُ السوق إلى ذهبْتُ “Çarşıya gittim ve et satın aldım”ifadesinde ( اللحمَ ) kelimesi ( ال ) takılı olarak getirilmiştir. Zira et denildiğinde gerek sözü söyleyenin ve gerekse de muhatabın zihnindeki ön bilgi bunun “kırmızı et” olduğu şeklindedir. Her ne kadar tavuk ve balık etleri de et olsa da mutlak olarak et denildiği zaman akla gelen kırmızı ettir. Dolayısıyla örneğimizdeki ( اللحمَ ) kelimesi zihnimizdeki bu ön bilgiler dikkate alınara takılı olarak söylenmiştir ال k